19 Haziran 2024, Çarşamba
spot_img

Üçüncü Dalga Deneyi: Alman Halkı Soykırıma Nasıl İzin Verdi?

1967’de yapılmış ve uygun şartlar altında Nazi olmanın ne kadar kolay olduğunu gösteren etik dışı bir psikoloji deneyi.

“Alman halkı soykırımın yapılmasına neden ve nasıl izin verdi?” Bu soru birçok meraklı öğrenci tarafından tarih öğretmenlerine sorulmakta. Her ne kadar basit bir cevabı bulunmasa da gizemi insan psikolojisinin karmaşıklığının derinlerinde yatıyor diyebiliriz. 1967 yılında Kaliforniya eyaleti Palo Alto şehrindeki Cubberley Lisesin’de, öğretmenlik kariyerinin ilk yıllarında olan Ron Jones’a göre bu sorunun cevabı, söylemekten çok göstermekten geçiyordu. Bu düşüncesi daha sonrasında çalıştığı okuldan kovulmasıyla sonuçlansa da, bu yazımızda Ron Jones’un sonuçlarını kendisinin dahi öngöremediği bir psikoloji deneyinden bahsedeceğiz.

Ron Jones, Stanford Üniversitesi’nden yeni mezun olmuş, oldukça karakteristik ve “havalı” bir öğretmendi. Derste uyguladığı kendisine özgün ilgi çekici ve eğlenceli teknikler sayesinde dersine kayıtlı olmayan öğrenciler dahi kendi derslerini ekip onun dersine katılmaya çalışıyordu.

1967 yılı, Nisan ayının ilk haftaları.

Birinci Gün

Ron pazartesi günü olan ilk dersine başlamadan önce sınıfı çok titiz bir şekilde temizledi. Sıraları olağandışı bir şekilde hizaladı. Işıkları kararttı ve öğrencilerin sınıfa girdiği süre boyunca Wagner tarzı (Richard Wanger, ünlü bir Alman opera bestecisi) bir müzikle onları karşıladı. Normal şartlarda devamsızlık takibi bile yapmayan Ron, öğrencilerine başarıya ve güce giden yolun anahtarını verebileceğini söyledi. “Disiplin yoluyla güç!”

“Hadi bu sınıfa biraz disiplinle yardım edelim” diyen Ron, her zamanki karakterinin dışına çıksa da “havalı” bir öğretmen olarak görüldüğü için kimse duruma itiraz etmedi diyor Philip Neel, eski öğrencilerinden biri. Yıllar sonra olay üzerine konuşan öğrenciler, Ron’un gruba katılanlara ve yeterince çaba gösterenlere A vereceğini, deneye katılan ama yeterince çaba göstermeyenlere C vereceğini ve deneye katılmayan ya da deneyi engelleyecek bir davranışta bulunan öğrencilere ise F vereceğini ve ders boyunca kütüphanede çalışmak zorunda olacaklarını söylediğini iletiyorlar. Elbette burada deneye “katılmak” oluşan bu yeni “grubun” başarılı ve sadık bir üyesi olmaktan başka bir şey değildi.

Ron ilk gün için öğrencilerin sıralarında nasıl oturması gerektiğini oldukça sert kurallarla belirledi. Herkesin pozu oldukça dik ve net olmalıydı. Deneye katılan öğrencilerden biri olan Steve Coniglio bu yeni oturuş pozisyonunun faydasını daha ilk günden görmeye başladıklarını söyledi. “Daha iyi nefes almaya başlamıştım ve derse daha çok katılıyordum” diye ekledi. Jones ilk günü birkaç başka kuralı tanıtarak kapattı. Öğrenciler ikinci bir zili duyana kadar sınıfta öğretmeni sessiz ama dikkatli bir şekilde dinlemeliydi ve eğer bir katılımda bulunmak ya da soru sormak istiyorlarsa bunun için ilk önce izin almalıydılar ve bunu üç kelimeden daha az olacak şekilde yapmalıydılar.

Johes ilk günün sonunda herkesin havaya girdiğini görmüş ve oldukça memnun olduğunu belirtmiş. Fakat Mark Hancock (deneye katılan öğrencilerden) bu durumun Nazi yaşam tarzını benimsemeye heveslenmekten çok üniversiteye geçme aşamasında olduklarından ve bu nedenle de deneye katılımın yüksek harf notu getirdiğinden kaynaklandığını belirtiyor.

Jones daha sonrasında deneyin sadece bir gün süreceğini düşündüğünü ve ertesi gün sınıfa girdiğinde öğrencilerin askeri pozisyonda onu bekleyeceklerini tahmin edemediğini bile söylemiş.

Disiplin Yoluyla Güç

İkinci Gün

İkinci günde bütün sınıfı sıralarında gözleri açık, dikkatli ve muntazam bir şekilde bulan ve durumu değerlendiren Jones tahtaya doğru gidip bir önceki günün sloganı olan “Disiplin Yoluyla Güç”ün altına “Birlik Yoluyla Güç” yazarak ikinci günün sloganını oluşturmuş.

“Derse birlik hakkında konuşarak başladım – tek bir kişiden büyük, daha eğlenceli olan bir şeyle” demiş Jones daha sonrasında. İkinci günü önemli kılan bir diğer nokta ise Ron’un Hitler tarzı bir selamlama üretmesi ve bu selamlamayı sınıftaki her öğrencinin grubun diğer üyelerini gördükleri zaman hem sınıfta hem de sınıf dışında yapmalarını zorunlu kılması. Bahsini ettiğimiz selamlamayı, bu deneyi canlandıran “Die Welle” adındaki bir filmden aldığımız karede görebilirsiniz.

die welle / salud

Yavaş yavaş öğrencileri ele geçiren ve sınıfın dışına taşan bu akıma da “Üçüncü Dalga” adını verdiler. Sınıfın sessizliği çalan zil ile dağıldı ve Ron öğrencilerini oluşturduğu bu yeni hareketle selamladı ve Nürnberg mitingini ürkütücü şekilde andıran sınıf, öğretmenlerini mükemmel bir uyum içinde selamladı.

Üçüncü Gün- Gizli Polisin Kurulması

Deneyin gerçekleştiği dersin adı “Çağdaş Dünya Tarihi” idi ve normal kontenjanı 30 kişiden oluşmaktaydı. Deney sınıfın dışında konuşulmaya başlamıştı ve üçüncü gününe ulaştığında sınıftaki öğrenci sayısı 43’ü bulmuştu. Dersi almayan ya da o saatte boşluğu olan öğrenciler Ron Jones’un bu ilgi çekici ve tuhaf deneyine katılmak için can atıyordu.

Jones ortaya grup üyeliği kartı fikrini attı ve grubun içinden bir kaç öğrenciyi kendisi için oluşturduğu “elit koruyucular” olarak seçti. Üçüncü Dalga grubunun bütün üyeleri diğer insanları kendi gruplarına nasıl dahil edebilecekleri üzerine eğitim aldılar. Jones daha da ileriye giderek bütün öğrencilerden gözlerini kapatmalarını ve ellerini sıranın üzerine yerleştirmelerini istedi. Sınıfın içinde sessiz bir şekilde dolaşan Jones üç kişinin omzuna sessizce dokundu. Sınıftan gözlerini açmalarını istedikten sonra dokunduğu bu üç kişinin artık sınıfın polisi olduğunu ve sınıf kurallarını çiğneyen herhangi bir davranışı kendisine bildirmekle yükümlü olduğunu söyledi. Buna ek olarak da sınıf içinde üç kişiden fazla kişinin bir araya gelip konuşmasını yasakladı.

Jones’un istediği olmuştu; gizli polisler sınıf içinde ve dışında ihlal edilen bütün kuralları gözlüyor ve gidip liderlerine, Jones’a, bildiriyorlardı. Suçlu grup öğrencilerini öğrenen Jones, onları teker teker sınıfın ortasını çağırıyor, suçlarını okuyor ve nasıl yargılanacaklarını anlatıyordu. Bu suçlamalardan önce de sanığın neden suçlu olmadığını anlatmasına izin veriyordu.

Yargılandıktan sonra suçlu bulunmak grup üyeleri tarafından dışlanmak anlamına geliyordu. Hatta Jones daha da ileri gidip korkunun da etkisini profesyonel bir şekilde kullanarak, bu durumun üniversiteye gitmelerini engelleyebileceğini dahi söylemişti.

Third Wave / Üçüncü Dalga

Dördüncü Gün- “Büyük Resmin” Duyurusu

İşler ilginç bir hal almaya başlamıştı. Ron Jones’u öğretmenler odasına kadar takip edip onunla birlikte içeri girdikten sonra başka bir öğretmenin tepkisiyle karşılaşıp sınıftan kovulan bir öğrenci, kendisinin Ron Jones’un özel koruması olduğunu ve onu dışarı atamayacağını söylemiş. Jones tam olarak bu noktada işlerin çığırından çıkmaya başladığını, deneyin öğrenciler için biraz fazlaya kaçmaya başladığını fark etmiş.

Üçüncü Dalga akımı o denli kontrolden çıkmaya başlamış ki bölgedeki diğer okullardaki öğrenciler okullarını ekip Ron Jones’un Çağdaş Dünya Tarihi dersine katılmaya başlamış. Jones artık deneyi bitirmesi gerektiğini ve bunu öğrencilerine güzel bir ders vererek yapması gerektiğini düşündü.

Ron öğrencilerine “Üçüncü Dalga” adındaki ulusal bir hareketin parçası olduklarını ve Amerikan politikasında bir devrim etkisi yaratabileceklerini söyledi. Herkes çok heyecanlıydı. Ron, ertesi gün bu akımın gerçek liderinin önünde binden fazla öğrenci grubunun ayağa kalkacağını ve ona bağlılık yemini edeceklerini söyledi. Toplanma günün sonunda olacaktı ve sadece grup üyeleri katılabilirdi.

Tesadüfi bir şekilde bir kereste firması için “Üçüncü Dalga Geliyor!” adında bir poster yayınlayan Time Magazine öğretmenlerinin (Ron Jones) söylediklerini kanıtlamış oldu. Öğrencileri üzerindeki kontrolünü arttırmak isteyen Ron, gücünü gösterecek bir gösteri tasarladı. Grubun ve akımın geçerliliğini öncesinde sorgulayan üç muhalif kıza kütüphaneye kadar eşlik etti ve burada “esir” olduklarını, toplanmaya katılamayacaklarını söyledi. Bu üç kız dışında herkes sözü edilen bu büyük toplanmaya davetliydi.

Beşinci Gün- Cuma

Öğleden sonra öğrenciler miting için geldi. Hemen hepsinin ellerinde afişler vardı ve sloganlar atıyorlardı. Üçüncü Dalga’nın bölgedeki üç yerel okuldan gelen 200’den fazla üyesi vardı. Jones birliklerini son kez inceledi. Bir yandan da birliğindeki herkesin “Güç Yoluyla Disiplin” sloganını atmalarını sağlıyordu. Bu da onların son matrasıydı. Saat 12:05’i vurunca Ron Jones televizyonu açtı. İki dakika boyunca boş ve statik bir ekranda hiçbir şey oynamadan beklediler. Ekranın parlaklığı çocukları ürkütücü bir şekilde aydınlatıyordu. Saat 12:07’ye geldiğinde çocuklar ortada bir lider olmadığını fark etmeye başladılar. Ulusal bir hareket yoktu. Bir hayal kırıklığı havası vardı.

Jones konuşmaya başladı. Ortada bir liderin olmadığını ve hepsinin manipüle edildiğini anlattı. Onlara kendi güç arzuları nedeniyle ne denli rahatsız edici bir duruma itildiklerini anlattı. Disiplinin verdiği rahatlık için kendi özgürlükleri üzerine pazarlık ettiklerini söyledi. Üstün hissetme cazibesinin onları mitinge katılmaya iten en büyük neden olduğundan bahsetti. Onlara istedikleri zaman bu oluşumu terk edebileceklerini bilmelerine rağmen kimsenin gitmediğini söyledi ve eleştirel bir şekilde ne kadar daha ileri gitmeyi düşündüklerini sordu.

Sonrasında Jones, öğrencilere Nürnberg mitinginin kliplerini, toplama kamplarını ve Üçüncü Reich’ın yükselişini içeren bir video klip izletti. Öğrencilerin çoğu bazıları şoktan bazıları ise bütün bu olanların sona ermesinin ardından hissettikleri rahatlama nedeniyle ağlamaya başladı. Ders hem güçlü hem de derindi.

Buradan çevrildi : Nazis in our classes: The 50-year-old lesson about fascism still terrifying us today

Kaynak 2 : Remembering The Third Wave

Hazırlayan: Sıla Özeren

İlgili Yazılar

spot_img

Son Yazılar